Cilt Bakımı ve Özgüven Arasında Bir Bağ Olabilir mi?
Cilt Bakımı ve Özgüven Arasında Bir Bağ Olabilir
mi?
Aynaya baktığımızda gördüğümüz şey yalnızca cildimiz değil.
Bazen iyi uyuduğumuz bir gecenin izlerini, bazen stresli geçen bir haftayı, bazen de uzun
zamandır bizi rahatsız eden bir cilt problemini görüyoruz. Dolayısıyla ciltle kurduğumuz ilişkinin
yalnızca kozmetik olduğunu söylemek pek mümkün değil.
Peki cilt bakımı ve özgüven arasında gerçekten bir bağ olabilir mi?
Bu sorunun cevabı, “iyi bir cilt eşittir yüksek özgüven” kadar basit değil. Hatta böyle bir yaklaşım
oldukça yanlış olurdu. Özgüven çok daha karmaşık ve kişisel bir kavram. Ancak cildimizin
görünümü, kendimizi algılama biçimimiz ve günlük bakım alışkanlıklarımız arasında dikkate
değer bir ilişki olduğu da bir gerçek.
Cildimiz neden kendimizi algılama biçimimizi etkiliyor?
Cilt, bedenimizin en görünür organı.
Üstelik yüz söz konusu olduğunda onu kıyafetlerle gizlemek veya günlük hayatta tamamen
görmezden gelmek pek mümkün değil.
Bu nedenle akne, yoğun kızarıklık, leke veya başka görünür cilt problemleri bazı kişiler için
yalnızca fiziksel bir durum olarak kalmayabiliyor. Kişinin fotoğraf çektirmekten kaçınmasına,
sosyal ortamlarda daha çekingen hissetmesine veya görünümü konusunda daha fazla
düşünmesine neden olabiliyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu:
Cilt problemi yaşamak kişinin özgüvensiz olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde pürüzsüz bir
cilde sahip olmak da otomatik olarak özgüvenli olmak anlamına gelmez.
Fakat cildimiz hakkında nasıl hissettiğimiz, kendimizi nasıl gördüğümüzün parçalarından
biri olabilir.
Cilt bakımının etkisi sadece aynada gördüğümüz sonuç mu?
Belki de cilt bakımı ile özgüven arasındaki en ilginç ilişki burada başlıyor.
Bir bakım rutininin bize iyi hissettirmesi için cildimizi tamamen değiştirmesi gerekmeyebilir.
Sabah yüzümüzü temizlemek, birkaç dakika kendimize ayırmak, güneş koruyucumuzu
uygulamak veya akşam günün sonunda cildimize bakım yapmak…
Bunlar küçük eylemler gibi görünür.
Ancak düzenli kişisel bakım, bazı insanlar için kendine zaman ayırmanın ve kendi ihtiyaçlarına
dikkat etmenin bir biçimidir.
Bu nedenle cilt bakımının psikolojik tarafını yalnızca “daha güzel göründüğümüzde daha iyi
hissederiz” şeklinde açıklamak eksik kalır.
Bazen iyi hissettiren şey sonuçtan önce kendimize bakım gösteriyor olmaktır.
Ancak burada ince bir çizgi var
Cilt bakımı kendimize iyi davranmanın bir parçası olabilir.
Ama bir zorunluluğa dönüştüğünde aynı şeyi söylemek zorlaşır.
Her sabah aynaya yaklaşıp yeni bir çizgi aramak, her gözenekten rahatsız olmak, sosyal medyada
gördüğümüz filtrelenmiş ciltlerle kendimizi karşılaştırmak ve sürekli yeni bir “kusur” düzeltmeye
çalışmak…
Bu noktada bakım kavramı yavaş yavaş başka bir şeye dönüşebilir.
Özellikle sosyal medya bize gerçek cildin nasıl göründüğünü zaman zaman unutturabiliyor.
Gerçek ciltte gözenek vardır.
Doku vardır.
Zaman zaman sivilce çıkar.
Renk tonu her bölgede tamamen aynı olmayabilir.
Yaş aldıkça çizgiler oluşur.
Bunların tamamını ortadan kaldırılması gereken kusurlar olarak görmeye başladığımızda, hiçbir
cilt bakım rutini yeterli gelmez.
Çünkü problem artık kullandığımız üründe değildir; ulaşmaya çalıştığımız gerçek dışı cilt
görüntüsündedir.
İyi cilt bakımı “kusursuz cilt” arayışı değildir
Belki de kozmetik dünyasının en fazla konuşması gereken konulardan biri bu.
Cilt bakımının amacı insanları kendi ciltlerinden rahatsız etmek olmamalı.
Tam tersine, cildi tanımayı ve ihtiyaçlarını doğru şekilde karşılamayı öğretmeli
Kuruyan bir cildi nemlendirmek…
Güneşe karşı korumak…
Bariyeri desteklemek…
İhtiyaca göre doğru aktifleri kullanmak…
Ve bunu yaparken cildin doğal yapısını sürekli düzeltilmesi gereken bir problem gibi görmemek.
Çünkü sağlıklı görünen cilt ile kusursuz görünen cilt aynı şey değildir.
Cilt bakımını kendimizle kurduğumuz ilişkinin küçük bir parçası
olarak görmek
Belki sabah kullandığınız serum özgüveninizi değiştirmeyecek.
Bir nemlendirici de kendiniz hakkındaki bütün düşüncelerinizi bir gecede dönüştürmeyecek.
Zaten kozmetik ürünlerden böyle bir şey beklememeliyiz.
Fakat kendimize düzenli olarak zaman ayırmak, cildimizin ihtiyaçlarını öğrenmek ve ona daha
bilinçli yaklaşmak; kendimizle kurduğumuz ilişkinin küçük ama değerli bir parçası olabilir.
Burada önemli olan cilt bakımının hangi düşünceden başladığı.
“Cildimde düzeltilmesi gereken çok şey var.”
düşüncesinden mi?
Yoksa;
“Cildimi tanıyorum ve ona ihtiyacı olan bakımı vermek istiyorum.”
düşüncesinden mi?
İkisi dışarıdan aynı rutin gibi görünebilir. Fakat ciltle kurduğumuz ilişki açısından aralarında
büyük bir fark vardır.
Cildinize bakım yapın, onunla savaşmayın
Cilt bakımı ve özgüven arasında bir bağ olabilir.
Ancak bu bağın merkezinde mükemmellik olmak zorunda değil.
Cildimiz değişir. Mevsimlerden, hormonlardan, stresten, yaşam tarzından ve yaş almaktan
etkilenir. Bazı dönemlerde daha dengeli, bazı dönemlerde daha problemli olabilir.
İyi bir bakım rutini bütün bunları kontrol etmeye çalışmak yerine cildin mevcut ihtiyacına eşlik
eder.
Belki de cilt bakımına bakışımızı değiştirecek en basit cümle şu:
Cildinize bakım yapmak için önce ondan rahatsız olmanız gerekmiyor.
Bakım, bir kusuru düzeltmek için değil; zaten sizin olan bir şeyi korumak ve desteklemek için de
yapılabilir.
Ve cilt bakımı ile özgüven arasında sağlıklı bir bağ kurulacaksa, belki de başlaması gereken yer
tam olarak burasıdır.